Her Şey Ortada, yatırımcıları dolandırmaktan hüküm giyen Theranos'un kurucusu Elizabeth Holmes'un cezaevine girmeden önceki son günlerini ve hayatının en çalkantılı dönemlerinden birini konu ediyor. Birkaç damla kanla çok sayıda tıbbi test yapılabileceğini vadeden biyoteknoloji şirketi Theranos sayesinde Silikon Vadisi'nin en dikkat çekici girişimcilerinden birine dönüşen Holmes, şirketinin vaat ettiği teknolojinin gerçeği yansıtmadığının ortaya çıkmasıyla büyük bir skandalın merkezine yerleşir. Hakkındaki dolandırıcılık suçlamaları nedeniyle mahkum edilen Holmes, cezasını çekmek üzere cezaevine girmesine yalnızca 34 gün kala bir belgesel ekibinin hayatını kaydetmesine izin verir.
Yönetmenler Nathan Fielder ve Lance Oppenheim, başlangıçta Holmes'un kamuoyunda bilinen kişiliğinin ardındaki insanı tanımayı amaçlayan bir portre hazırlamak ister. Ancak çekimler ilerledikçe karşılaştıkları olaylar, belgeselin beklenmedik bir yöne doğru ilerlemesine neden olur. Holmes'un eşi Billy Evans ve iki çocuğuyla sürdürdüğü aile hayatına yakından tanıklık eden ekip, bir yandan yaklaşan hapis cezasının aile üzerindeki etkilerini gözlemlerken diğer yandan Theranos skandalının ardında kalan sorulara yanıt arar. Holmes'un geçmişte yaşananlara ilişkin açıklamaları ve kendisini savunma biçimi, yönetmenlerin karşılarında nasıl bir insan bulunduğunu sorgulamalarına yol açar. Özellikle Nathan Fielder'ın Holmes ve ailesiyle kurduğu yakın ilişki, belgeselin yalnızca dışarıdan yapılan bir gözlem olmaktan çıkmasına neden olur. Çekim ekibi, yaşananları tarafsız biçimde kaydetmeye çalışırken zamanla kendisini olayların bir parçası olarak bulur.
Holmes'un cezaevine girmesinin ardından da devam eden çalışma, başlangıçta birkaç haftayla sınırlı olması beklenen bir projeden yaklaşık üç yıla yayılan kapsamlı bir araştırmaya dönüşür. Bu süreçte Holmes'un geçmişi, ailesiyle ilişkileri ve kamuoyuna yansıyan kişiliği farklı açılardan ele alınır. Ancak ortaya çıkan her yeni bilgi, olayların bütününü anlamayı kolaylaştırmak yerine gerçeğin ne kadar karmaşık olabileceğini gösterir. Holmes'un kamuoyu önündeki güçlü girişimci imajıyla ailesinin yanında sergilediği tavırlar arasındaki fark, anlatının önemli bir parçasını oluşturur. Kamera karşısında yapılan konuşmalar, izleyiciyi yalnızca geçmişte ne yaşandığını değil, bu olayların bugün nasıl anlatıldığını da düşünmeye yöneltir. Belgesel, bir kişinin kendi hikayesini kontrol etme isteğiyle onu anlamaya çalışan sinemacıların sorumlulukları arasındaki gerilimi de görünür kılar. İzleyici, Holmes'un sözlerini, yakın çevresinin tepkilerini ve yönetmenlerin giderek değişen bakış açısını birlikte değerlendirir.
Böylece film, bir dolandırıcılık davasının bilinen ayrıntılarını sıralamakla yetinmez; kameranın önünde kurulan anlatıların ne kadar güvenilir olabileceğini ve bir belgeselin gerçeğe yaklaşırken hangi sınırlarla karşılaşabileceğini tartışmaya açar. Bu sorular, anlatının sonuna kadar önemini korur.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.